FAHRENHEİT 451



Fahrenheit 451, izlediğim etkileyici filmlerden bir tanesiydi.

Yine bu kadar geç izlemenin üzüntüsüne kapılsam da en azından mahrum kalmadığım için de seviniyorum. Yakın bir dostumun tavsiyesi üzerine izlediğim bu filmi izlemek isteyen dostlar için biraz anlatmak istedim...

Film Ray Bradbury'nin 1951 yılında ilk defa basılan ünlü bilim kurgu romanından uyarlanmış. Öncelikle belirtmeliyim ki 1966 yapımı olan bu filmi izlerken birkaç kez 'Gerçekten bu film 66 yapımı' diye sorguladım. Görüntü kalitesi, kurgusu o kadar iyi ki yönetmenin ve ekibinin ileri görüşlü olduğunu düşünmeden edemedim.

Bu arada Fahrenheit 451, kitap kağıdının yanma derecesini temsil ediyor. Yani ismin anlamı bu.

Konusu ise aslında baştan sona kitap düşmanlığını anlatıyor. İzlemeye başladığım ilk 20 dakika çok sinirlenip filmi kapatmayı bile düşündüm. Çünkü bu düşmanlık benim gibi kitapsever birini fazlasıyla rahatsız edici sahnelerle daha da irite edici olmuştu.

Toplum olarak zaten yıllarca süregelen bir kötülüğe hapsolmuş, kimi zaman dinlediğimiz müzikler, kimi zaman sevdiğimiz sanatçılar,okuduğumuz kitaplar ve susturulduğumuz düşünceler zaten yeteri kadar katlanılmaz bir hal almıştı.

Özellikle 80 darbesine şahit olmuş bir toplum olarak, yine o dönemde birçok insan evinde bulunan kitaplar yüzünden sorgulandı, tutuklandı, işkence gördü.

Ray Bradbury de, kitapların en büyük tehlike olarak görüldüğü bir toplum tasviri yaptığı distopik romanı ‘Fahrenheit 451’de bu konulara dikkat çekmiştir. Yönetmen François Truffaut da bu esere kayıtsız kalamamış ve 1966 yılında Fahrenheit 451’i filme almıştır.

Film bir itfaiye personeli olan Guy Montag ve çevresinde gelişmektedir. İtfaiye kavramı filmde bizim bildiğimiz yangınları, ateşleri söndüren itfaiyelerden oldukça farklı sembolleştirilmiştir.

Bahsettiğimiz toplumda itfaiye, evleri basarak, buldukları kitapları ateşe veren bir kurum olarak karşımıza çıkar.

Bu toplumda televizyon insanların uyuşturulmasında büyük önem taşımaktadır. Kendilerini başarılı hissetmek isteyen bireyler bu programlar sayesinde toplumda ters giden bir şey olmadığını düşünür. Yine başka bir uyuşturma yöntemi olarak uyuşturucu ve uyarıcı haplar yer almaktadır.

Bu toplumda kitaplar ve yazılar insanı asosyalleştiren, mutsuz eden nesneler olarak resmedilir. Film Montag'in bu ruhsuz işi icra ederken bir anda yakıp yıktığı o kitaplara ilgi duymasını ve bunun sürecinde gelişen olayları bize anlatır.

Her ne kadar bir çok insan bunu farkedemese de insanın gelişimine en büyük katkıyı sağlayan kitapların, var olmadığı bir gelecekte insan da maalesef olamayacaktır. 

İnsan kitaptan uzaklaşırken, kendini aptallaştıran şeylere daha büyük ilgi duymaya başlıyor. Fahrenheit 451, bu karanlık geleceğin başarılı şekilde perdeye yansıtıldığı muhteşem başyapıtlardan bir tanesi...

Bu arada filmin 2018 versiyonu da var ancak 1966 yapımını öncelikle izlemenizi tavsiye ederim.


Benim için filmin en rahatsız edici sahnesi de şüphesiz ki kitaplarını teslim etmek istemeyen yaşlı kadının kitaplarıyla birlikte yanmak istediği sahneydi...

GÜNÜN ŞARKISI





Yorumlar

Popüler Yayınlar