VAROLUŞU SORGULAMA : UYUYAN ADAM

'İnsan ne harikulade bir buluş! 

Isınsın diye ellerine, soğusun diye de çorbasına üfleyebilir.'



Dün ki post'umda Kayboluş romanının yazarı Georges Perec'tan bahsetmiştim.

Bu ay onun ölüm yıl dönümü olduğu için onu özellikle anmak istiyorum.

Bir kaç yıl önce Georges Perec'ın Uyuyan Adam romanını okumuştum.

Dün geceyi de film gecesi ilan edince Uyuyan Adam'ın film uyarlamasını izlemek istedim.

Film ,romanla birebir uyarlanan,hiçbir noktasında değişikliğe gidilmeyen bir yapıt olarak kalmayı başarmış.

Klasik bir Georges Perec zihniyetindeki film özellikle sürrealizm ve varoluşculuk kavramları üzerine işlenmiş.

Film,Paris'te,tek göz bir odada,öğrencilik hayatını sürdüren isimsiz kahramanımızın modern hayatın içine sıkışıp kalmışlığını, var oluşuna, hayatına, gündelik işlerine ve ilişkilerine kayıtsız kalmaya başlamasını anlatıyor. 



Adeta bir robot gibi aynı eylemleri her gün tekrarladığımız bu hayatta, karakterimiz kendini akışa bırakarak, var oluşunu yavaşça yok oluşa teslim ediyor. 

Film boyunca karakterimizde dahil olmak üzere filmde tek bir diyalog bile bulunmamaktadır.

Bir dış ses karakterin kendiyle konuşmasını canlandırarak,onun varoluşunu sorgular.

Özellikle film üzerinden giderek bu kendi varoluşunu sorgulamayı biraz daha derinleştirmek istiyorum.

Eminim hepimiz hayatımızın bir kısmında filmdeki karakter gibi kendi varoluşunu sorgulama imtihanından geçmişizdir.

Bu süreyi karakter gibi yalnızca sokaklarda aylak aylak dolaşıp,bol bol uyuyarak ta geçirmiş olabiliriz, ya da daha şanslılarımız etkin bir üretkenlik dönemine girip te bu varoluşu sorgulamış olabilir.

Kendini uykuya teslim eden sorgucu kişisi

uykunun kendisini saran yavaş bir ölüm, hem tatlı hem de korkunç bir anestezi olduğunu düşünmüştür

Ya da uykuyu bir kendinden kaçış olarak ta düşünmüş olabilir

Ama şu var ki:

Kendini görmeyi hep sürdürecektir 

İnsan hiçbir şey yapamaz, kendinden kaçamaz, kendi bakışından kaçamaz, hiçbir zaman bunu yapamaz: hiçbir sarsıntının, hiçbir seslenmenin, hiçbir yanığın onu uyandırmayacağı kadar derin uyumayı başarsa bile, kendini gören bir göz hep olacaktır,kendi gözü, hiç kapanmayacak, hiç uyamayacak olandır.

Bir başka sorgucu kişisi de ki bunlar en şanslı olanı dedik,kendini kendinin dahi şaşırabileceği bir biçimde üretmeye,düşünmeye odaklayan,aslında kimliğinde ki varoluşunun sorgusundan kaçmak isteyen insandır

Evet tüm varoluşu sorgulamanın en basit yolu uyku gibi gözükür..

Tek ihtiyacın olan yalnızca biraz uykudur.

Kendi sessizliğini,dinginliğini,gögüs kafesinin iniş ve çıkışını dinlediğin,sabırla varoluşunun ispatı olan uyku.

Bir an bu varoluşumu sorgulamam gerek durumuna düşsen bile ,bu varoluşunu sorgularken hiçbir şeye kayıtsız kalmaman gerekir.

Çünkü sen kayıtsız kaldığında ya da tarafsız olduğunda hiçbir mucize gerçekleşmez.

Sadece gün be gün senin sabrın tükenir ve git gide herşey senin için çok daha anlamsız bir hal alır.

Kayıtsızlığının sende kayda değer bir değişikliği olmayacağı için kendini kandırmayı ya da uyuşturmayı devam ettirmenin bir anlamı da olmaz.

Çünkü tüm bu depresif,sorgucu zihniyetinden sonra 

Dünya 'da asla bir tepki vermez

Yer yerinden oynamaz ve sen de zaten ebedi değişmezsin.


VE SİZLERE :

Georges Perec’in hayatın çiğliğini, keşmekeşliğini, insanlarını, sessizliğini, sıradanlığı veya deliliğini yapayalnız bir adamın beyin kıvrımlarını zerre zerre damıtarak, kelimelerin sınırsızlığının ve anlamsızlığının bilincinde, uykulu gözlerle anlattığı bol dumanlı kitabını okumanızı ve yahut filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Hepimizin kendimizden bir şeyler bulacağı bir başyapıt.




Yorumlar

  1. çok doğru tespit nasıl bir nefesse klima gibi sıcak soğuk üfleyebiliyoruz:)
    http://sadecenilgun.blogspot.com.tr/

    YanıtlayınSil
  2. Öyle de yetenekliyiz 😄😄

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar